
TÜBİTAK'ın internet sitesinde yayımlanan bir araştırmaya göre, "En iyisi organik" iddiasını ispatlayan bir veri bulunmuyor. Dr. Susanne Bügel ve Kopenhag Üniversitesi İnsan Beslenmesi Bölümü'nden çalışma arkadaşlarının araştırması, "en iyisi organik gıda" bulgusunu destekleyen net bir verinin bulunmadığını gösteriyor. Araştırmada, birçok insanın böcek ilacı ve kimyasallarla yetiştirilen gıdalara göre daha sağlıklı ve besleyici olduğu düşüncesiyle organik gıdalara, normal gıdaların üç katından fazla para ödediği anımsatıldı. Araştırmaya konu olan çalışmada, denek hayvanlar iki mevsim boyunca üç farklı metotla yetiştirilen besinlerle beslenerek mineral ve eser miktarda bulunan elementlerin seviyesi incelendi. Çalışma havuç, lahana, bezelye, elma ve patates gibi birçok ailenin alışveriş listesinde yer alan ürünleri içerdi. Birinci yetiştirme yönteminde sebzeler, lahana için organikliği onaylanmış böcek ilacı haricinde böcek ilacı bulundurmayan ve düşük miktarda yapı maddesi içeren hayvan gübresinde yetiştirildi.
İkinci yetiştirme yöntemi, düşük seviyede yapı maddesi içeren hayvan gübresi ve yasalarca izin verilen oranda böcek ilacı içerirken, üçüncü yöntemde ise yüksek oranda yapı maddesi içeren gübre ve yasalarca izin verilen oranda böcek ilacı kullanıldı. Yem olarak kullanılacak ekinlerin ise komşu alanlarda aynı ya da benzer topraklarda, aynı dönemde yetiştirilerek aynı hava koşullarına maruz kalmaları sağlandı. Tüm ekinler aynı zamanda hasat edildi ve işlendi. Organik olarak yetiştirilen sebzelerde ise organik toprak kullanıldı. Hasat sonrası sonuçlarda temel ve eser miktarda elementler bakımından üç farklı yöntemle yetiştirilen sebze ve meyveler arasında bir farklılık olmadığı görüldü. Daha sonra organik ve geleneksel metotla yetiştirilenler ürünler iki yıl süresince hayvanlara verilerek farklı mineral ve eser miktar elementlerin giriş ve çıkışları ölçüldü. Sonuçlar, "ürünler nasıl yetiştirilirse yetiştirilsin temel elementlerin seviyesinde bir değişiklik olmadığını" gösterdi. Dr. Bügel konuyla ilgili olarak, "Beş ekin üzerinde çalışılan organik ve geleneksel yetiştirilme metotları arasında hiçbir sistematik farklılık tespit edilmedi. Başka bir deyişle çalışma, organik gıdaların geleneksel yöntemle yetiştirilen gıdalara göre daha yüksek seviyede temel element içerdiği görüşünü desteklemiyor" dedi. Society of Chemical Industry (Kimya Endüstrisi Derneği) Biyolojik Kaynaklar Grubu Fahri Sekreteri Dr. Alan Baylis de zararlı otları, böcekleri ve hastalıkları kontrol etmek için kullanılan modern ekin koruma kimyasallarının detaylı testlere ve sıkı düzenlemelere tabi tutulduğunu belirterek, "Doğal ve suni gübre içeren topraklar arasında kimyasal olarak bir farklılık bulunmuyor. Organik ekinler genellikle verimliliği düşürüyor, bu gıdaları karşılayabilenler için onları tüketmek bir yaşam tarzı tercihidir" diye konuştu.

Günümüzün en önemli iletişim aracı... Ama büyük tehlike saçıyor! Kanser uzmanlarına göre cep telefonunun sigaradan farkı yok...
ABD'nin başkenti Washington, tüm dünyadan kanser uzmanlarının katılımıyla gerçekleşen bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Dünyanın önde gelen kanser araştırmacıları, cep telefonu kullanmakla beyin kanseri arasındaki doğrudan ilişkiyi, sigara içince akciğer kanserine yakalanma riskiyle eşdeğerde görüyor.
Hem kişileri hem de hükümetleri uyaran uzmanlar, özellikle toplantının yapıldığı ABD?de cep telefonu kullanan çocuk sayısının çokluğuna dikkat çekerek, bir dizi acil önlem alınmasını istedi.
KULLANIM YAŞI SINIRLANDIRILSIN
Kullanım yaşının yasalarla sınırlandırılması gerektiğini söyleyen araştırmacılar, çocukların beyin yapıları henüz yetişkinler kadar gelişmediği için, cep telefonunun yaydığı radyasyondan daha fazla etkilendiklerini, acil durumlar dışında ve kulaklık olmadan cep telefonuyla konuşmanın çocukları olumsuz etkilediğini açıkladı.
KANSER VAKALARI ARTIYOR
Tüm dünyada cep telefonu kullanmaya başlayalı çok uzun süre olmadığını, dolayısıyla zararlarının henüz tam görülemediğini belirten uzmanlar kanser vakalarının cep telefonu kullanımıyla birlikte ne kadar çoğaldığını görmek içinse az bir zaman kaldığını söylüyor.
KULAKLIK TAKMAK ŞART!
ABD, Albany Üniversitesi?nin araştırması cep telefonu kullanan birinin kullanmayana oranla beş kat fazla beyin tümörü riski taşıdığını gösterdi. İsveçli kanser uzmanı Lennart Hardell ise cep telefonunun mutlaka kulaklıkla kullanılması gerektiğini söylüyor.
Beyin tümörünün çok yavaş ilerleyen, dolayısıyla teşhisi, tedavi şansı geçtikten sonra yapılabilen bir tümör türü olması sebebiyle uzmanlar önümüzdeki yıllarda beyin kanserine yakalanacak kişi sayısının artmasından endişe ediyor.
Albany Üniversitesi?nden David Carpenter dünyada 3 milyarın üstünde cep telefonu kullanıcısı bulunduğunu, bunların çoğunun çocuk ve genç yaşta olduğunu, dolayısıyla gelecek kuşaklarda görülecek beyin kanseri vakalarının, tüm zamanların en büyük kanser vakası rakamı olacağını söylüyor.
SİGARA GİBİ UYARI YAZILSIN
Cep telefonu üreticilerine de mesaj gönderen araştırmacılar, telefonların üstüne de sigara paketlerinde olduğu gibi sağlığa zararlı olduğu yönünde uyarı yazılması, yazılmamış telefonların toplatılması gerektiğini söyledi. Toplantıya İngiliz ve İsrailli araştırmacılar da katıldı. İngiliz araştırmacılar teknoloji geliştirmenin bir sorumluluk olduğunu, geliştirilen ürünlerin sağlığa en az zararlı şekillerde üretilmesi gerektiğini söyledi.
Doğum yapan anne, bir yandan acı çekerken diğer yandan nasıl oluyor da aynı anda mutluluğu tadabiliyor?.. Uzmanlar, sonunda bu sorunun cevabını buldular: Doğum sırasında annenin beyni, sevgi hormonu denilen ''oksitosin'' salgılıyor. Bu hormon, bedensel ve ruhsal yapı üzerinde olumlu etki yapıyor. Rahim kaslarının ritmik bir şekilde büzülmesini ve sızıların dinmesini sağlıyor. Süt bezlerini harekete geçiren de aynı hormon... Doğum gündelik sıradan olaylardan biri olarak görebiliriz. Ancak bilim adamları, uzun yıllardır doğum denilen mucizenin ardındaki esrarı aydınlatmaya çalışıyorlar. Bir bebek dünyaya gelirken annenin vücudunda ve ruhunda ne gibi değişimler meydana geliyor? Anne, nasıl oluyor da o müthiş duygu seline kapılıyor? Tıbbi ve geleneksel doğum yöntemleri anne ile çocuk arasındaki bağı etkiliyor mu? Bu duygusal ortamda babanın rolü nedir? En önemlisi bebek, doğum anının geldiğini nereden biliyor? Bu sorular, bilim adamlarına göre yakın zamana kadar birer bilmeceydi. Ancak Almanya'da yayımlanan Stern Dergisi'nin son sayısında kapak yaptığı habere göre araştırmacılar, cevaplarla ilgili bazı ipuçlarını elde etmeye başladılar.
Sevgi Hormonu
Hormon uzmanlarının çalışmaları sonucu, beyinde salgılanan ''oksitosin'' adlı sevgi hormonunun doğum sürecinde büyük rol oynadığı ortaya çıktı. Beynin duygu merkezini, dolayısıyla insanın davranış ve ruh halini etkileyen bu hormon, doğumdan hemen sonra yaşanan o çok hassas saatlerde önemli bir işlev görüyor. Orgazmda da kilit rol oynayan oksitosin, annenin bebekten aldığı ten kokusu, dokunuş ve süt emen dudakların görüntüsü gibi uyarılarla harekete geçiyor.
İlk Temas
Oksitosin hormonuyla anne davranışı arasındaki ilişki, hayvanlar üzerinde de araştırıldı. Beynine oksitosin aşılanan dişi fareler, kısır oldukları halde, bu işlemden iki saat sonra annelik içgüdüsü gösterdiler. Dişi fareler hemen birer yuva yapıp başka farelerin yavrularını yalayarak sevmeye ve onları kollamaya başladılar. İşin asıl ilginç yanı aksitosin aşılanan erkek farelerde bile annelik dürtüsü ortaya çıktı.
Ancak koyunlar üzerinde yapılan deneylerde ise şu gerçek ortaya çıktı: Oksitosinin vücutta dolaşıma çıkması için, anne ile yavru arasında bir temas olması gerekiyor. Örneğin doğumdan hemen sonra kuzusu yanından ayrılan koyun, bir daha yavrusuyla asla ilgilenmiyor.
Yaşanan deneyimler, insanların da ilk temastan sonra yavrusundan asla kopamadığını gösteriyor. Doğumdan önce çocuğunu evlatlık vermek üzere anlaşma yapanlar, kiralık anne olmayı kabul edenler, doğumdan sonra çocuklarını vermeye asla yanaşmıyorlar.
Organik gıdaların tahtı sallanıyor
Cep telefonu kanser ediyor
Sevgi Hormonu
AFFET BABACIĞIM
Onu Bir Gün Terk Edeceğim
Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve 'Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak' diyerek rest çekti.
Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala onu ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can 'Baba ben de seninle gelmek istiyorum' diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.
Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik can sürekli babasına 'Baba nereye gidiyoruz ?' diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı. En son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi. Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terk etti.
Arabaya bindiler. Can yol çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can 'Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim' diye sorunca Dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında 'Beni affet baba' diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu 'Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet' diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu...
'Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum
KADINLARIN KATILMASI GEREKEN SEMİNERLER
1. Orta düzey harita okuma
2. Dört saatten daha az zamanda alış-veriş
3. Araba kullanma I: Otomatik vites değiştirme
4. Araba kullanma II: Dikiz aynası işlevleri
5. Araba kullanma III: Şerit değiştirme sanatı
6. İleri düzey araba kullanma: Boş otoparka araç parkı
7. Kendi paranızı nasıl kazanırsınız?
8. Ağlamadan gün geçirebilme sanatı
9. Toplum içinde çişini tutabilme sanatı
10. İleri iktisat: Kredi kartı- oyuncak farkı
11. Ricky Martin'i bırakmak, sigarayı bırakmaktan daha kolaydır.
12. Fıkralara zamanında gülme becerisi
13. Hafızayı işlevsel kullanma teknikleri
14. Leo BUSCAGLIA , İpek ONGUN , Susanna TAMARO vs. dışında yazarları keşif turu
15. Felsefeye giriş: Az ayakkabı ile yaşayamama dürtüsü
16. İleri düzey matematik I: Hesap makinası pili değiştirme
17. İleri düzey matematik II: Para üstü sayma teknikleri
ERKEKLERİN KATILMASI GEREKEN SEMİNERLER
1. Orta düzey renk bilgisi ve iki şey arasındaki farkı bulma,
2. Tuvelet kağıdını değiştirme denen fenomen,
3. Araba Kullanma Psikozuna Giriş
a) İktidarım sollamama bağlı değildir (Grup terapi)
b)Araba kullanırken bilinci yerinde tutabilme teknikleri
c)Sağım-Solum (Work Shop)
4-Toplum içinde organ düzeltme sanatı
(burun karıştırma ve geğirme -akupunktur tedavisi -ücretsiz)
5- Ayak kokusu giderme yöntemlerine giriş
6- Patavatsızlık yapmadan ve sex konuşmadan nasıl 1 saat geçirebilirim (örneklerle)
7- Pamela Lee Anderson hayranlığında geç kalmadan....
(Belirtiler ve davranış bozuklukları )
8- Cinsellik içermeyen fıkralar nasıl anlatılır
9- Psikolojiye Giriş: Bencilliğin Doruklarında Yalnız Başına....
10- Evlilik ve Çocuk üzerine ortaklık
a)Bu Çocuk ikimizin,
b)Bu ev ikimizin,
c)Bu giderler ikimizin,
11- "Annem de bir kadın..." Tutarlı konuşma becerisi
12- Çamaşır ve bulaşık makinelerini kullanma
(4 Hafta Teorik + 1 Hafta Uygulama)
13- Sifon çekme makinesini kullanma ve klozet makinesini kaldırma
(Haftada 2 gün -ömür boyu- teori+uygulama)
14- Özel günleri not etme ve hatırlama teknikleri, ajanda kullanımına giriş
15- Hediye seçiminde danışman kullanma
16- Sözlerin derin manası üzerine örnekleme
a) Hayır : Hayır
b) Evet : Evet
İlişkinin böylesi...
Onunla tanıştığımız zaman ben 14 yaşındaydım, o ise benden oldukça yaşlı. Hayatına giren ilk kişi değildim ve sonuncusu da olmayacaktım kuskusuz. Herkes bu beraberlik için yaşımın çok küçük olduğunu düşünüyordu. Aslında hiç bir zaman yaşınızın uygunluğu söz konusu olamaz böyle bir ilişkide...
Bu İlk Kez Olacak
İlk önceleri sadece yakın arkadaşlarımla paylaştım küçük sırrımı. Sadece gönül eğlendiriyordum onunla (ne kadar da aptalmışım...) Aileme anlatamazdım. Sanırım 'kıyametin kopması' diye adlandırılan durum, olanca gerçekliği ile çıkardı karşıma. Gizledim, gizlendim...
Başlangıçta çok seyrek buluşuyorduk. Daha sonra buluşmalarımızın sayısı arttı. Gönül eğlendirmek demiştim ya, palavra. Çok zaman geçmesine gerek kalmadı hayatımda kapladığı yeri anlamam için. Evet, onu seviyordum.. Ama yine de, aklımda hep ayni düşünce vardı: 'Onun tutsağı değilim ve istediğim zaman terk edebilirim.' Buyurun size ikinci palavra. Ne, zamanla hayatimin her safhasına yerleşmesini fark etmem yetti onu terk etmeme ne de annemin bizi yakalaması. Aslında bizi yakaladı demem yanlış. İzlerimizi buldu, ardında bıraktıklarını gördü. Kızmadı, bağırmadı, sadece kısa bir nasihat çekti. Biliyordu çünkü buluşmamızı yasaklamasının bir şey ifade etmeyeceğini. O zamana kadar gizli devam ediyordu, yine gizli kalabilirdi ne de olsa.
Zaman geçtikçe birbirimize bağlandık (Palavra üç... Ben ona bağlandım, tabii ki onun umurunda bile değildim.). Su an donup geriye bakıyorum da, 12 uzun yıl geçti ve veren taraf hep ben oldum. O bana sahte mutluluklar verdi sadece, bense her şeyimi. Herhalde hayatta canimi vereceğim tek o oldu. Onun için kavga ettim, onun yüzünden hastalandım, ama hiç bir
zaman ayırmadım yanımdan, ayıramadım...
Biliyordum nelere yol açtığını, görüyordum. Önce onu sevmeyi öğrendim, sonra nefret etmeyi. Beraber olmayı istemediğim anlarda bile yanımda olmaya devam ettiğini gördüm. İrademi yerle bir ettiğine, beni kendimle karşı karşıya getirdiğine şahit oldum. Başkalarını kırdım onun yüzünden ve ben daha da fazla kirildim. İnsanlarla arama girdi. Arkadaşlarım
ondan nefret etti çoğu zaman. Hatta ben bile tiksindim bazen, ondan, bedenime ve ruhuma sinen kokusundan. Dudaklarımın her dokunuşunda, ben onun ruhundan çalıyordum, o benim bedenimden. O her seferinde yeniliyordu kendini, bense gittikçe kötüleşiyordum. Ama bir turlu terk edemedim.
Aslında bir kaç kez denedim ayrılmayı. Hepsinde de dönüşüm bir öncekinden güçlü oldu. Yokluğunda kıvrandım hasretinden, alışmaya çalıştım, ama asla aklımdan atamadım. Uzun ve stresli geceler hep ev sahibim oldu. Tırnaklarımı yedim, yetmedi kuruyemişe başladım. Ayrılık kilo aldırdı.. Ve ben hep geri dondum. Hatta su an bile yanımda. Ama yine de yemin ediyorum burada, hepinizin önünde:
.
.
.
.
'Bir gün bırakacağım, bu lanet olasıca sigarayı.'
Çok heyecanlı ve gerginsiniz...
Uzandığınızda kaslarınızın gerilmiş olduğunu hissediyorsunuz. Bir bahane uydurup onu bu işten vazgeçirmek geçiyor içinizden. Ama size yaklaşırken çok kararlı görünüyor. Size korkup korkmadığınızı soruyor ve cesur olmanız gerektiğini söylüyor ve korkulacak hiçbir şey olmadığını. Çok tecrübeli görünüyor.
Fakat parmaklarının sizde doğru yeri bulduğu ilk an bu sizin için.
Dikkatlice daha derine girerken vücudunuz çok gergin.
Fakat söz verdiği gibi çok yumuşak davranıyor. Gözlerinizin ta içine bakarak ona güvenmenizi söylüyor.Bunu daha önce çok kez yaptığını.
Rahatlatıcı gülümsemesi ile siz de kendinizi daha
rahat bırakıyorsunuz. Ve daha çok açıyorsunuz girişini kolaylaştırmak
için. Acele etmesi için yalvarıyorsunuz.
Ama o canınızın fazla yanmaması için yavaş ve
dikkatli. Daha derine girdikçe onu her bir hücrenizde
hissediyorsunuz. Acı tüm vücudunuza yayılıyor ve o devam ettikçe Bir kaç damla kanın akışını hissediyorsunuz. İlgiyle size bakıyor ve çok acıyıp acımadığını soruyor. Gözlerinize yaslar dolmuş ama başınızı sallayarak
devam etmesini söylüyorsunuz. Tekrar hareket etmeye başlıyor becerikli bir
şekilde. Fakat artık acıyı hissedemeyecek kadar duyarsız hale
gelmişsiniz. Bir kaç hızlı hareketten sonra, İçinizden bir şeylerin koptuğunu hissediyorsunuz. Ve o içinizden çıkarıyor. Bittiği için mutlu uzanıp kalıyorsunuz. Size sıcak bir gülümsemeyle bakıyor ve muzip bir biçimde size çok inatçı olduğunuzu ama yine de en ödüllendirici deneyimi olduğunuzu söylüyor. Gülümsüyor ve dişçinize teşekkür ediyorsunuz.
Her şeyden öte bu ilk diş çektirme deneyiminizdi,
Siz ne olduğunu düşünmüştünüz ki?
1-Avşa adısında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen
2-gökyüzünde bi bulut
Meraklı
3-bitliste beş minare
4-bir yazlık biri kışlık iki platonik sevgili
5-büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara açılan beyaz duvarı
6-ıslıkla da çalınabilen dört anonim türkü
7-palandökende bir palan, iki döken
8-kostamonu da üç kasto
9-üç fay hattı
10-bir çarşamba,iki perşembe,üç cuma
11-dünyada mekan
12-ahirette iman
13-denizde kum
14-uzayda yerçekimsizik
15-bi çuval gazoz kapağı
16-bi kiprit kutusu sigara izmariti
17-onsekiz saç biti
18-biri ingilizce 6 adet küfür
19-yirmi tane boş naylon poşet
20-sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht
21-bi sürü saç sakal, kıl,tüy,yün
22-üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank
23-bi ayakkabı çekeceği
24-üç don lastiği
25-iki büyük taş kütlesi
26- bir adet ağaç gölgesi
27-üç kuş kanadı sesi
28-bi sürü kedi köpek
29-bi marmara denizi
30-camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci
31-her akşam karıştırılan dört çöp bidonu
32-çalıp çalıp kaçılan beş melodili apartman zili
33-nakit 15 lira
34-anne babadan kalma yarısı yaşanmış bi ömür
Komik ama gerçek bir olay...
WordPerfect'in yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşması. Bu konuşma sonrası Helpdesk (= yardım masası) elemanı işinden kovuluyor. Kovulduktan sonra da şirketi kendisini "gerekçesiz" işten çıkardığı için mahkemeye veriyor.
İşte Telefon Konuşması :
- Yardım hattı, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?
- Bir sorunum var.
- Nasıl bir sorun?
- Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti?
- Gitti mi?
- Yok oldu!
- Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
- Hiç bir şey.
- Hiç bir şey mi?
- Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
- Hala Wordperfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı?
- Bunu nereden bileyim?
- Ekranda bir "C" harfi görüyor musunuz?
- Bir "hece" mi...
- Boşverin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı?
- Söyledim ya hiç bir şey yazmıyor.
- Monitör üstünde yanan bir lamba var mı?
- Monitör ne?
- Ekranı olan yer, televizyon gibi... Çalıştığını gösteren küçük bir lamba var mı?
- Bilmiyorum.
- Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
- Evet.
- Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı mı bana söyleyin.
- Bağlı
- Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
- Görmedim.
- Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım.
- Evet buldum.
- Tamam, şimdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı diye bakın.
- Kabloya ulaşamıyorum.
- Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
- Olmuyor.
- Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız....
- Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum.
- Karanlık?
- Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.
- Ofisin ışıklarını yakın.
- Yanmaz.
- Neden?
- Elektrikler kesik.
- Elektrikler mi kesik. Tanrım...!(kısa bir sessizlik)
Bilgisayarın kutusu, kitapları herşeyi duruyor mu?
- Evet dolapta.
- Simdi bilgisayarı sökün , aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
- Durum bu kadar kötü mü?
- Korkarım öyle!
- Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
- "Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım" diyeceksiniz...
Fazla merak zarar getirir...
Adam süper dedikoducu ve meraklı... marketi var.. bir gün dükkanının karşısına bir Çin'li lokanta açar. Bizimki çatlar meraktan... Bu Çin'li ne pişiriyor diye.. Aniden Çin'li bunun dükkana gelir ve:
- 3 kutu köpek maması istiyorum der.
Bizimki şoyle düşünür içinden (yaaaa demek bu köpek maması yediriyor millete)
-veremem der..
- Neden?
- Köpeklerinizi görmem lazım..
Çin'li ok der ve gidip köpekleri getirir mamalari alır.. 1 hafta sonra Çin'li tekrar gelir... 4 kutu kedi maması der....
Bizimki yine(hummm bak köpek maması tutmadı şimdi de kedi ha) veremem der Çin'li sorar:
- Neden?
- Kedileri görmem lazım
Çin'li sabırlı... Gider getirir kedileri alır mamaları yine 1 hafta sonra Çin'li gelir elinde 1 paket..
Bizimki sorar:
- Bu ne?
- Aç bak
Adam açar bir de ne görsün kutunun içinde bok var.
- bu neeeeee?
Çin'li:
- Şimdi de 5 paket tuvalet kağıdı lütfen.
Bilgisayar acemisine en iyi nasıl yardım edilir?
Bir delinin mal beyanı
Gümüşler Web Sitesi , Copyright 2005-2008
Kadınlara ve erkeklere özel seminerler...